#blog#akademi #usmed

Geleneksel MedyanınStockholm Sendromu

Her yeni teknoloji geçişinde bir kargaşa ortaya çıktığı görülebilir. Bu kargaşa özellikle mevcut teknolojilerin varlıklarını idame ettirmeleri konusunda kaygı duymalarına yol açmaktadır. Duyulan bu kaygı ya mücadele ya da karşılıklı kazanıma dönüşecek bir sulh sürecine yani ortaklığa götürmeye çalışır. Bu durum eski ve yeni teknolojilerin birbirlerine duydukları ihtiyaçlar doğrultusunda şekillenir ama genelde asimetriktir. Yeni teknolojiler, eski teknolojinin argümanlarını kullanarak ve kaynaklarından beslenerek kendilerini inşa etmişlerdir. Bu durumda eski ve bilinen teknolojiye vakıf olduklarından, ihtiyaçları da tercih ettikleri nispettedir. Fakat yeni teknolojiyle ortak bir platformda buluşmak isteyen eski teknoloji, bunun için öncelikle yeni bilgiye hakim olmalı ve kendisini konumlandırabileceği bir yarık açmalıdır.

İnternetin yeni bir teknoloji olarak ortaya çıkması, geleneksel medyayı nefyederek eski teknoloji haline getirme riski taşır. Klasik dönem gelişimlerinin kronolojik sıralanması ve yenilikler arasında geçen zaman periyotlarına bakıldığında, geleneksel medyanın en güçlü argümanı olan televizyonun aktif bir şekilde hayatımızın içinde yer almaya başlaması çok uzak bir geçmiş değildir. Fakat elektrik devresinin zaman ve mekan algısını ortadan kaldıran hızlı devinimi, eski gelişimlere nazaran teknolojinin çok daha hızlı ilerlemesine sebebiyet vermiştir.

Başlangıçta en önemli misyonu görüntüyü iletmek olan televizyonun işlevsel hale gelmesi ile birlikte kendi kültürünü ortaya çıkarması çok zaman almamıştır. Televizyonun sağladığı içerik, insanların zihinsel yapılarında ve yaşayış tarzlarında geri dönülmesi imkansız değişikliklere neden olduğu gözlemlenebilir. Evlere giren ilk televizyonlar, başlangıçta mahalle sakinlerini, akabinde aile fertlerini bir araya getirmiş, daha sonrasında ise tam aksine birebir kendisine bağlayarak, insanların aralarındaki iletişimin minimum düzeye inmesine sebebiyet vermiştir. Yaşamın gerekliliği olan bazı aktivitelerden men etmek anlamına gelen bu süreç, bizzat izleyicinin kendi tercihi ile televizyon başı hapsine dönüştüğünü söylemek yanlış olmaz. İnternetin toplumsal hayata girmesi ile bu hapis sürecinin daha uzun hale gelmesi ve daha ağır şartlar içermesine rağmen, diğer mahpuslarla yani sosyal medya kullanıcılarıyla etkileşim avantajı bu gönüllü mahkumiyetin göründüğünün aksine özgürleştirici bir imkan olarak algılanmasına neden olmuştur.

Bu etkileşim ortamı, bilginin çok daha kısa süre içerisinde çok daha geniş kitlelere ulaşmasına, kitlelerin birbirleri ile kolaylıkla iletişim kurmasına, sürekli yenilenebilir olması zamandan tasarrufa, geçmiş bilgilerin taranabilir olması mukayeseye, yorumlanabilir olması kendini ifade etmeye, sanal kimliklerin oluşması özgürleşmeye olanak sağlamıştır. Web 2.0 teknolojisinin imkan verdiği bu fantastik dünyaya karşısında konvansiyonel medya, insanları artık tatmin etmemektedir.

Yazılı ve sözlü basının yerini televizyonun almaya başlaması ile Mcluhan’nın zihninde oluşan Global Köy, internetin keşfi ile tekamül sürecinin tamamlamıştır. Aslında bu dönüşüm sürecinde Mcluhan’ı heyecanlandıran televizyondan ziyade elektrik devresiydi. Aynı kaynaktan beslenen internet, McLuhan’nın Global Köy’ünü daha büyük ve etkin bir hale getirmiştir.

Tüm dünyada oligopol bir yapıya sahip olan geleneksel medyanın, toplumu ve yönetimleri yönlendirme alışkanlığına karşın, kendilerine alternatif bir mecra olarak ortaya çıkan yeni medya, bu büyük gücü tehdit eden bir unsurdur. İçinde milyonlarca farklı fikri aynı anda barındıran yeni medya, kontrolsüz bir güç gibi görünse de kendine ait medya iktidar ilişkileri geliştirmeyi başarmıştır. Sosyal medya mecraları arasında en popüler olan Facebook ve Twitter, kitleleri harekete geçirme gücü sayesinde günümüz dünyasının yeni küresel oligopol piyasasını oluşturmuştur.

İnternetin bilgiye hızlı erişimi sayesinde kazandığı imtiyaz, yazılı ve görsel basının kaderini değiştirmiştir. Geleneksel medyanın kadim güçleri, özellikle haber alanında, mevcut yapıları ile sosyal medya ile rekabet etmekte güçlük çekmektedir. Bu yüzden yeni bir yapılanma içerisine girerek makul ve işe yarar düzeyde varlıklarını sosyal medya içerisinde de devam ettirmektedirler. Gerek kendi bünyelerinde kurdukları birimler, gerekse aldıkları profesyonel destek ile, sosyal medyanın hemen hemen bütün alanlarında yer almaktadırlar. Geleneksel medyanın gelir kaynağı olan reklam gelirini arttırmayacak olan bu yatırım, klasik yöntemlerle ulaşamayacakları kadar geniş bir kitleye kendi tanıtımını yapma avantajını kazandırmıştır. Sosyal mecralarda yer alarak yeni izleyici kitlesine de ulaşma şansı yakalamışlardır. Sosyal medya karşısında çaresiz kalan geleneksel medya, bir nevi Stockholm sendromunu yaşamaktadır.

Sosyal mecraların daha geniş kitlelere hitap etmeye başlaması ile birlikte, her kullanıcının potansiyel bir haber kaynağı olarak sistemin içine dahil olması ve ayrıca geleneksel medyanın yeni medya içerisinde içerik üretmesiyle, popüler platformlar yeni birer haber kaynağı haline gelmiştir. Kullanıcılar artık haberleri Facebook ve Twitter hesaplarından eş zamanlı olarak takip etmekte, detaylar hakkında geniş bilgiyi ise haber sitelerinden almayı tercih etmektedir. Haber sitelerinin bu denli revaçta olduğu bir dönemde, gerek yazılı gerekse görsel basın, kendi haber sitelerini oluşturarak oyuna dahil olmak zorunda kalmışlardır. Hatta dünyada ve Türkiye’de geleneksel yayıncılıktan vazgeçerek, dijital yayıncılığa devam eden medya organları mevcuttur.

Sosyal medya, dolaşımda olan kişi sayısının yüksekliği nedeni ile, klasik reyting ölçümleme yöntemlerine göre daha doğru sonuçları vereceği ve kullanıcılar tarafından üretilen içeriklerde, bahsi geçen programların monitoring sistemi ile taranması sonucu alternatif bir reyting ölçümleme sistemi oluşturulacağı düşünülmüştür. Fakat yapılan araştırmalarda, sosyal medyada popüler olan tv içeriklerinin, televizyon izleyicisi tarafından çok rağbet görmediği ortaya çıkmıştır. Bu durum bize, sosyal medya kullanıcısı ile televizyon izleyicisi profili arasında bariz farklılıklar olduğunu kanıtlar. Sosyal medya, kendi kitlesine uygun televizyon programlarını içerik olarak kullanmakta yani seçimi kendisi yapmaktadır. Bu durumda televizyonların sosyal medyayı kullanarak yeni izleyici kitlesine sahip olması, yine bu kitle tarafından sevilecek programlar üretmesi ile bağlantılıdır. Hedef kitle tarafından sevilecek programlar başarılı olduğunda, elinde sosyal medya gücü bulunduran bu izleyici kitlesinin yayına sahip çıkma ve hatta bir lobi oluşturarak kanala yaptırım uygulama yoluna gittikleri görülmüştür. Yeni medya sayesinde, izleyici ile yönetici rol modelleri zaman zaman yer değiştirebilmekte, kanal içeriklerini belirlemede izleyici etkin olabilmektedir.

Konvansiyonel medya, içerik üretici olmaya devam etmekle birlikte, zaman içerisinde içerik toplayıcı bir misyon üstlenmiştir. Özellikle video kaydeden mobil cihazların yaygınlaşması ile birlikte, dünyada meydana gelen olaylara en yakın kişiler  (vatandaş gazeteciler) tarafından, olay anında görüntülenen haberler, haber kanalları ve ana haber bültenlerinde yer almaktadır. Ayrıca sosyal medyada en çok izlenen videolar, televizyon kanalları tarafından bültenlerde yayınlanmakta hatta bu video içerikleri ile özel programlar yapılmaktadır.

Sosyal medya kullanıcıların televizyon izleme alışkanlıklarını incelemek amacı ile yaptığımız ankette, 2009 yılından bu yana televizyon izleme süresinin düştüğü, özellikle genç kitlenin televizyondan giderek uzaklaştığı sonucuna varılmıştır. Bu düşüşün zamanlamasının, sosyal medyanın popülaritesinin artması ile ters orantılı olduğunu görmek açıkça mümkündür. Araştırmada kadınların daha sadık bir televizyon izleyicisi olduğu görülmekle birlikte eğitim seviyesindeki artışla yine ters orantılı olarak televizyon izleme sürelerinin düştüğü görülmüştür. Ayrıca sosyal medya kullanımının cinsiyet farkı gözetmeksizin yaşa bağlı olarak azaldığı, yani sosyal medya kullanıcılarının genç bir kitle olduğunu söylemek mümkündür. Bu durumda, mevcut sistemde kadına yönelik çok sayıda içerik üreten televizyon kanallarının doğru bir strateji izlediği açıktır. Öte yandan ürettikleri bu içerikler sebebi ile de ulaşamadıkları potansiyel izleyiciyi daha fazla uzaklaştırmaktadırlar.

Gelinen son noktada, mantıklı bir karşılaştırma yapabilmek ve sosyal medyanın geleneksel medyaya alternatif bir mecra olup olmadığını tartışabilmek için güvenrilik kriterlerini incelemek gerekir. Üzerinde bir denetim mekanizması bulunan geleneksel medyanın ve üzerinde sistemli bir denetim mekanizması bulunmayan sosyal medyanın güvenirliğinin toplumsal olaylara göre farklılık gösterdiği yapılan araştırma sonucunda ortaya çıkmıştır. Toplumsal olay olarak ele alınan Gezi eylemleri sırasında ankete katılanların çoğunluğu sosyal medyayı daha doğru bir haber kaynağı olarak görmüşlerdir. Televizyon kanallarının güvenli olmasının ilk kriterinin tarafsızlık olduğu vurgulanmıştır. Her iki mecrada da üretilen yanlış içeriklerin, bilinçli bir kandırma ile algı yönetimi amacı taşıdığını düşünmektedirler.

Jean Baudrillard’ın çağımızdaki temel hastalığın gerçeğin üretimi olduğunu vurgusu ile gerek sosyal medya kullanıcılarının, gerekse televizyon izleyicilerinin üretilen içeriklere artık Platon’un mağara tasavvurunda olduğu gibi uzaktan bakmadıkları, zahirin arkasında yatan batini gerçekleri merak ettikleri, yansıtılan görüntülerin arkasında neler olup bittiğini önemsedikleri aşikardır. Bu bilincin kazanılmasında şüphesiz ki sosyal medyanın önemi büyüktür. Sosyal medya bilgiye kolay ulaşma ve karşılaştırma imkanı vererek, izleyiciye sorgulama şansı tanımaktadır.

Öte yandan sosyal medyanın, kitleleri istenilen doğrultuda yönlendirme amacına yönelik olarak ürettikleri sahte içerikler, güvenirliği konusunda şüphelere mahal vermiştir. Bu durumda entropik bir düzenin hakim olduğu sosyal medyanın kontrol mekanizması, otokontrol dışında, yine ancak sosyal medyadır.

Küçük bir kitle için sadece eğlence amacı taşıyan sosyal medyanın geldiği son durum ve üstlendiği rol, bu yeni platformun geleneksel medyaya alternatif güçlü bir mecra olarak mevcudiyetini koruyacağı, yeni teknolojik entegrasyonlarla varlık sahasını genişleteceği, geleneksel medyanın boşalttığı alanları doldurma eğilimi olduğu yönündedir. Geleneksel medyanın ise özellikle haber üretimi konusunda zamanla yerini yeni medyaya devredeceği, mevcut içeriğinin daha çok eğlenceye kayacağı ve belli bir kitleye hitap ederek küçüleceği yönündedir.

Geleneksel ve sosyal medyayı birbirine zıt yönde hareket eden iki varlık olarak düşünürsek, televizyon sosyal medyanın ürettiği içeriği henüz görmeden, içeriğin ortadan kalkışını görecektir. Çünkü sosyal medyada zaman ve mekan kavramı kaybolmuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir